Washington ve Tel Aviv'in Suriye'de Türkiye'nin Etkisini Zayıflatma Stratejisi

Washington ve Tel Aviv'in Suriye'de Türkiye'nin Etkisini Zayıflatma Stratejisi

Suriye, nispi istikrara yol açabilecek ya da mevcut yönetimin başarısız olması halinde bölgede kaos ve kargaşanın yayılmasına zemin hazırlayabilecek bir geçiş döneminden geçmektedir. Bu olasılık, bölgesel ve uluslararası açıdan önemli sonuçlar doğurmaktadır. Türkiye, coğrafi yakınlığı ve Suriye ile olan tarihi ve demografik bağları nedeniyle bu durumdan en çok etkilenen ülkeler arasında ön plana çıkmaktadır.

Suriye'ye, Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehlikeye atarak üçüncü tarafların çıkarlarına hizmet eden kurallara dayalı yeni bir siyasi kimlik kazandırmak için bölgesel ve uluslararası çabalar sürmektedir. Bu çabalar, Suriye topraklarının birliği ve bütünlüğünü, ulusal karar alma sürecinin bağımsızlığını etkileyen bir tampon bölge veya alternatif bir etki alanı yaratmayı amaçlamaktadır. Bu çabalar bölgesel ve uluslararası aktörler tarafından yürütülmektedir. Bazen diğer bölgesel veya uluslararası güçlerin diplomatik veya pratik desteği ile koordine edilmektedir.

Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin coğrafi, demografik ve siyasi açıdan derin kökleri olduğu göz önüne alındığında, Türkiye'nin Suriye'deki etkisini azaltma girişimlerinin karşılaştığı zorluklara rağmen, rakipler durumlara, mevcut fırsatlara ve imkânlara göre bu bağları zayıflatmak için çok yönlü araçlara başvurmaktan çekinmemektedir. Bu strateji, Türkiye'nin artan etkisine karşı olumsuz veya rekabetçi bir tutum sergileyen aktörler arasında koordine edilmekte ve Şam'a siyasi ve güvenlik projeleri dayatmayı amaçlamaktadır.

Strateji, birbiriyle iç içe geçen üç düzeyde uygulanmaktadır:

  • Stratejik aldatma: Kabul edilebilir veya istikrarı amaçlayan talepler veya hedefler sunulur, ancak bunların nihai amacı orta vadede Suriye'nin siyasi yapısını değiştirmektir.
  • Meşgul etme ve alıkoyma: Türkiye ve müttefiklerinin, iç ve bölgesel olarak birçok sorunla meşgul edilmesi. Bu, onların enerji ve kaynaklarını tüketmek ve etkili siyasi eylemlerini engellemek içindir.
  • Gerçek ve birincil düzey: Birden fazla bölgesel ve uluslararası gücün çıkarlarına hizmet eden plan ve projelerle ilerlemek, bunun sonucunda Türkiye'nin Suriye çözümünde bir ortak değil, siyasi bir düşman ve rakip olarak görülmesini sağlamak.

Bu strateji, güvenlik ve sosyal krizler yaratmayı, mezhepsel ve toplumsal bölünmeleri körüklemeyi amaçlayan seçenekler yoluyla Şam'daki yetkililerin yerel konumunu zayıflatmaya odaklanmaktadır. Olası eylem planları arasında şunlar yer almaktadır:

  • Mevcut otoriteyi, gruplar ve azınlıklara karşı katliamlara veya güvenlik bozulmalarına yol açan çatışmalara karıştırma girişimi. Bu mevcut yönetimin, güvenlik ve ekonomik kontrolünü sağlayamamasına karşı alacağı bir aksiyon sonucu olarak çıkacaktır.
  • Meşruiyet meselesini, bir tür bölgesel federalizm veya geniş özerkliğe yol açacak uluslararası ve bölgesel taleplerle takas edilecek bir pazarlık kozu haline getirmeye çalışmak. Bu, Suriye'nin jeopolitik ve demografik gerçekliği nedeniyle pratikte imkansız olan ve engellenen ‘'tam bölünmeye'' alternatif bir çözüm olarak sunulabilir.
  • Sünni siyasi bloğu zayıflatmak ve dış müdahalelere karşı çıkan siyasi güçleri dağıtmak amacıyla, dar çıkarları olan (mezhepsel, bölgesel veya toprakla ilgili) çok sayıda yerel grubu beslemek.
  • Geçiş dönemindeki yönetimin hatalarını istismar ederek, belirli siyasi akımların tekelini meşrulaştırmak ve karar alma sürecinde gerçek bir ortaklık olmaksızın resmi devlet yapıları oluşturmak; böylece sosyal kesimlerin desteğinin kademeli olarak geri çekilmesine ve alternatifler başarısız olursa federalizme veya kaosa doğru kaymasına neden olmak.

Bakıldığı zaman üç yönlü stratejinin giderek netleştiği görülmektedir. Süveyda krizi bu stratejinin aldatma yönünü temsil etmektedir. Nihai hedef, Süveyda'nın Şam'dan ayrılması değil, güney bölgesindeki Dürzileri korumak bahanesiyle İsrail'in lehine sıkı güvenlik düzenlemeleri dayatması için güçlü bir pazarlık kozu haline getirmektir. Bunun nedeni, Süveyda'yı Suriye'den ayırmanın koşullarının pratik olarak mümkün olmamasıdır. Ancak, demografik örtüşme ve İsrail'in Süveyda'dadaki sosyal ve dini yapılara yaptığı uzun vadeli yatırımların sonucu olarak, bu bölge İsrail'in Suriye'ye yönelik faaliyetlerinin önemli bir operasyon merkezi haline gelebilir. Bu politika yeni değil, onlarca yıldır uygulanmaktadır. Hicri ailesinin durumu bu tür yatırımların en iyi örneğidir. Aile, diğer mevcut üç aile arasından sıyrılarak dini statüyü miras almıştır. Hicri güçlü, hırslı kişiliği ve İsrail'deki Dürzilerle olan derin bağları nedeniyle, tüm rakiplerini geride bırakarak Süveyda'daki Dürzi topluluğunun en yüksek otoritesi haline gelmiştir. Ayrıca, geçiş döneminin yönetimindeki hatalardan da yararlanmıştır. Yeni otoriteyi Suriye devletindeki statülerine potansiyel bir tehdit olarak gören çeşitli kesimlerin ilgisini çeken bir söylem benimsemiştir. Nitekim bu kesimler 1960'lardan beri çoğunluğun ülkeyi yönetmesini engellemek için birçok alanda aktif olarak katılım göstermiş ve bir dereceye kadar ittifak kurmuştur.

Diğer proje meşgul etme ve alıkoyma projesidir. Bu, SDG tarafından temsil edilen ayrılıkçı bir projedir. SDG, ayrılık için demografik veya coğrafi temellere sahip değildir, ancak askeri, örgütsel ve idari yetenekleri sayesinde bölgenin yönetiminde en deneyimli taraf konumundadır. Buradaki amaç, su, tarım ve petrol kaynakları konusunda Şam yönetimine karmaşık kısıtlamalar getirmektir. Nitekim bu bölge, Suriye'nin kaynaklarının yaklaşık %70'ini oluşturmaktadır. Bu yaklaşım, Türkiye'nin bu zengin bölgeye yönelik etkisinin genişlemesini izlemek ve zayıf bir Şam otoritesi karşısında Türkiye'yi ulusal güvenlik gereklilikleri bağlamında müdahaleye zorlayacak gelecekteki gelişmelere karşı askeri olarak etkili bir şekilde yanıt verebileceği ihtimaliyle gerekçelendirilmektedir. Nitekim bu durum Türkiye'ye uluslararası hukuk hükümlerine (Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi) uygun olarak kademeli müdahale için bir gerekçe sağlamaktadır.

Fırat Nehri'nin doğusundaki güç, ABD Merkez Komutanlığı'nın doğrudan emirleri altında faaliyet gösteren ve Şam'da Ankara ile işbirliğini genişletmeye ve derinleştirmeye karar veren herhangi bir otoriteyi tehdit etmek için Al-Tanf üssünde güçlü bir kara gücü haline gelmektedir. Bu güç aynı zamanda eski rejimin kalıntılarından Türkiye'ye düşman olan tüm unsurları kendine çekmeyi ve belki de IŞİD'in bazı kalıntılarını, Türkiye'yi kışkırtacak ve onu bir çatışmaya sürükleyecek operasyonlar yürütmek için kullanmayı hedeflemektedir. Bunun amacı, Ankara'yı üzerinde çalıştığı ana eksen olan Suriye Sahili'nden uzaklaştırmaktır.

Doğu Akdeniz kıyıları — Suriye kıyılarından Gazze'ye kadar — , gizli ve açık stratejileri ve ittifakları aracılığıyla kıyı şeridindeki demografik gerçekliği kalıcı olarak değiştirmeye çalışan Washington için jeopolitik ve güvenlik açısından en önemli bölgedir. Bölgedeki ülkelere yönelik stratejik ve ideolojik vizyonu, Rusya ve Çin ile uluslararası çatışması bağlamında, güvenlik ve kültür açısından Washington ve Londra merkezli bir ittifaka bağlı mezhepsel kantonlar dayatarak bu hususun gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir. Zira Doğu Akdeniz kıyılarındaki Sünni varlığı, uzun vadeli güvenlik, ekonomi ve kimlik projelerinin önünde bir engel olarak görülmektedir. Bu nedenle, gerekirse doğrudan askeri müdahale yoluyla ya da demografik denklemi sonsuza dek değiştirecek büyük çaplı sürgünlere imkan tanıyan koşullar yaratarak, bu bölgelerdeki Sünni varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir seçenek benimsenecektir. Bu bağlamda önceki sömürge deneyimlerinden ve Haçlı Seferleri'nden kalan bazı kalıntılardan alınan derslerden yararlanılacaktır.

Bu strateji, Suriye'de yeni bir etki yaratmanın en etkili yolunun, Türkiye üzerinden geçmeden Doğu Arap bloğunu Avrupa ile yeniden bağlamak ve böylece Ankara'nın kontrolündeki coğrafyanın değerini ve stratejik önemini zayıflatmak olduğunu öngörmektedir. Bu bakış açısına göre Suriye, Körfez'den Avrupa'ya enerji nakli için önemli bir koridor olmasının yanı sıra, dijital merkezler (fiber optik) ve Asya'dan Avrupa'ya ticaret yolları için de bir koridor haline gelecektir. Buna paralel olarak, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji haklarını elinden almak ve denizle sınır komşusu olan Arap ülkeleriyle iletişimini kesmek için çabalar sürmektedir. Bu nedenle, ana çaba, Suriye kıyılarını ayırmak ve bu bölge üzerinde güvenlik ve ekonomik hegemonyayı genişletmek için bir ortam yaratmaya odaklanırken, bu bölgedeki kırılgan demografik dengeyi değiştirmek için baskı da devam etmektedir.

Bu eğilimin birkaç güçlü göstergesi vardır, bunlardan bazıları şunlardır:

  • Medya savaşı: “Milli Ordu” gibi Türkiye ile bağlantılı grupların Suriye Sahili'ndeki zulümlerden sorumlu olduğu yönündeki söylemi yaygınlaştırılırken, Türkiye'nin Suriye'deki imajını ve rolünü hedef alan organize kampanyalar başlatmak. Bu kampanyaların bir kısmının Şam'daki yeni iktidara yakın çevrelerden başlatılmış olması da dikkat çekicidir. Emevî ulusal kimliği, Türkiye'yi Türk veya “Osmanlı” ulus devleti olarak betimlemek için de kullanılmaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin etkisine denge oluşturmak bahanesiyle Katar ve Suudi Arabistan gibi Arap ülkeleriyle haksız karşılaştırmalar yapılmaktadır, ancak asıl amaç Türkiye'nin nüfuzunu zayıflatma girişimlerini örtbas etmektir.
  • Uygur savaşçıları sorunu: Birçok ülkede “terörist grup” olarak sınıflandırılan Uygur savaşçılarının Sahil bölgesinde bulunduğu yönündeki çok sayıda rapor, Çin veya Rusya'nın muhtemel muhalefeti olmaksızın ABD'nin bu savaşçılara karşı askeri müdahalesine kapı açmaktadır.
  • Batı ve İsrail askeri hareketliliği:
  • Suriye kıyılarında fırkateynler ve savaş uçakları kullanılarak ABD ve İngiliz deniz devriyelerinin yoğunlaştırılması.
  • Suriye kıyılarının karşısındaki Kıbrıs'ta İsrail ordusu ve istihbaratının faaliyetleri.
  • Kontrolün uygulanmasını engelleyebilecek askeri kapasiteleri ortadan kaldırmak için Suriye kıyılarındaki depoları veya gemileri hedef alan bombardımanların artması, olası bir askeri harekatın hazırlığı olduğunu düşündüren adımlardır.
  • Ayrılıkçı gruplara destek: “Mevcut rejime muhalefet” kisvesi altında Suriye kıyı şeridindeki nüfustan ayrılıkçı grupların oluşturulması için fon ve destek artırılmıştır. Bu desteğin çok sayıda kaynaktan gelmesi, Washington'un kıyı bölgesini diğer bölgelere kıyasla en öncelikli bölge olarak gördüğünü ve Türk varlığı konusundaki endişeleriyle birleşen çok sayıda taraf arasında nüfuzunu dağıtmak için Londra ile işbirliği yaptığını göstermektedir. Buna, Fransa ve Katar, BAE gibi bazı Arap ülkelerine ilaveten, bazı bölgelerde Ankara'ya karşı denge unsuru olarak Rusya'nın da dahil edilmesi dahildir.
  • Lazkiye'deki deniz üssü projesi: Raporlara göre Washington, yeni yönetimin onayıyla Lazkiye şehrinde bir deniz üssü kurulmasını talep etmiş veya talep etmeye çalışmaktadır. Bu konu, yeni muhafazakar ve Pentagon çevreleriyle yakın bağlarıyla tanınan, ABD'deki Cumhuriyetçi kanatla yakın ilişkileri olan Velid Faris tarafından dile getirilmiştir. Nitekim çok sayıda kaynağa göre bu kesimler, Dışişleri Bakanlığı, CIA ve hatta Beyaz Saray'a kıyasla asıl karar verici mercidir.

Olası senaryolar

  • Üçlü-dörtlü anlaşmaya varılması:

Bu senaryo, bölgesel ve uluslararası gelişmelerin ana tarafları (Washington, Ankara, Şam ve bu rolü destekleyen Moskova ve Riyad) Türkiye'yi Suriye dosyasında ABD'ye benzer şekilde garantör yapan yeni bir anlaşma üzerinde uzlaşmaya iteceğini varsaymaktadır. Böyle bir düzenlemenin başarısı, Türkiye'nin Suriye'nin geleceği konusunda büyük anlaşmalar sistemine resmi olarak entegre olması anlamına gelecektir. Bu da Türkiye'ye ulusal güvenliğini koruma imkanı ve askeri ve siyasi varlığı için uluslararası bir koruma sağlayacaktır.

  • ABD ve İsrail öncülüğündeki kaosun, Suriye'yi Türkiye'ye karşı önemli bir platform haline getirmesi:

Bu senaryo, Washington ve Tel Aviv'in SDG ve diğer yerel tarafları destekleyerek Şam'ın devam eden zayıflığını istismar etmesine ve böylece Türkiye'nin askeri ve siyasi hareketlerini kısıtlayan bir etki kuşağı oluşturmasına dayanmaktadır. Bu düzenleme, demografik değişikliklere ve yerel otoritelerin yeniden yapılandırılmasına kapı açarak Suriye'yi dolaylı olarak Türkiye'nin ulusal güvenliğini hedef alan bölgesel bir platforma dönüştürecektir.

Bu senaryonun giderek daha olası hale geldiğine dair birçok gösterge bulunmaktadır. Bunlar arasında şunlar sayılabilir: Yerel aktörlere finansman, silahlanma ve eğitim açısından lojistik ve istihbarat desteğinin yoğunlaştırılması; Batı'nın deniz devriyelerinin artırılması, buna eşlik eden hava ve deniz gerilimleri; özerklik veya kanton planlarını meşrulaştırmak için medyada yerel şiddet olaylarının dalga dalga kullanılması.

Erken uyarı göstergeleri arasında şunlar yer almaktadır: Suriye kıyılarında silah sevkiyatlarında önemli bir artışın izlenmesi veya gruplar için özel finansman koridorlarının kurulması; Lazkiye açıklarında Batı donanma devriyelerinde belirgin bir artış; ve ABD'nin Suriye kıyılarında yeni lojistik üsler veya askeri tesisler kurma planlarına ilişkin sızıntılar.

Bu senaryoya karşı koymak için Ankara'ya, kıyı şeridi boyunca deniz ve hava istihbarat kapasitesini güçlendirmesi, doğrudan çıkarlarını etkileyen herhangi bir askeri hareketi engellemek için Washington ve Londra ile diplomatik kanalları yoğunlaştırması ve ayrılıkçı projeleri engellemek için yerel, toplumsal ve etkili önder şahsiyetlerle bağlar oluşturmaya yatırım yapması tavsiye edilmektedir.

  • Türkiye ile İsrail arasında doğrudan çatışma

Bu senaryo, Suriye içindeki Türk çıkarlarına yönelik bir güvenlik olayı veya saldırının – ister üs, lojistik nokta ister Ankara destekli grup olsun – Türkiye'nin İsrail ile bağlantılı hedeflere doğrudan müdahale etmesine yol açacağını varsaymaktadır. Bu durum, açık veya yarı doğrudan bir askeri çatışmanın kapısını açacaktır.

En belirgin erken uyarı göstergeleri arasında Suriye'de Türk kayıplarına dair raporlar, hava sahası ihlallerinde artış veya Suriye kıyıları yakınlarında insansız hava araçlarının düşürülmesi ve Tel Aviv'den Ankara'ya karşı seferberlik emirleri veya sert açıklamalar yayınlanması, dolayısıyla doğrudan askeri hazırlık yapıldığına dair işaretler yer almaktadır.

Bu senaryonun riskleri çok yüksektir. Ankara'nın görüşleriyle örtüşen Arap ve Avrupa ülkelerini içeren karmaşık bir bölgesel ittifak ağının harekete geçmesinin yanı sıra, ciddi insani ve ekonomik sonuçları olan büyük çaplı bir askeri çatışmaya yol açabilir. Bunu önlemek için Ankara, açık ve net kırmızı çizgiler belirlemeli, üslerini ve tesislerini siber savaş ve erken uyarı sistemleriyle güçlendirmeli, İsrail'in aşırı tepkilerinin meşruiyetini ortadan kaldırmak için proaktif bir diplomatik kampanya başlatmalı ve Rusya'yı gerilimi azaltmak için bir kanal olarak kullanmalıdır.

Takip için genel göstergeler

Olası senaryo ne olursa olsun, düzenli olarak izlenmesi gereken bir dizi gösterge bulunmaktadır:

  • Suriye içindeki Türk mevzilerini hedef alan güvenlik olayları veya çatışmaların sayısı.
  • Suriye kıyıları ve Lazkiye açıklarında Batı ve İsrail donanmasının devriye faaliyetleri.
  • Dürziler veya kıyı gruplarına silah sevkiyatı veya maaş verildiğine dair raporlar.
  • Washington ve Tel Aviv'den gelen resmi açıklamaların tonu.
  • Güç dengesinin yeniden düzenlendiğine işaret eden lojistik hareketlilikler veya yeni tesis ve üslerin inşası.

Bu göstergelerin takibi, Türk karar alıcıların durumu değerlendirmelerine ve en kötü senaryolara sürüklenmemek için zamanında harekete geçmelerine yardımcı olan bir erken uyarı aracı oluşturmaktadır.