Gazze'deki Milisler: İsrail’i Savunma Çizgisinden Hamas ile Doğrudan Çatışmaya

Gazze'deki Milisler: İsrail’i Savunma Çizgisinden Hamas ile Doğrudan Çatışmaya

28 Şubat 2026'da İsrail ile ABD'nin İran'a karşı başlattığı savaşın ardından, Gazze Şeridi'nin doğu bölgelerinde konuşlanan silahlı milislerle bağlantılı güvenlik olaylarında belirgin bir artış gözlenmektedir. Bu gelişmeler, söz konusu yapıların rolünde niteliksel bir dönüşüm yaşandığını ortaya koymaktadır. Bir dönem işgal güçlerinin varlığını destekleyen bir “ön savunma hattı” olarak faaliyet gösteren bu gruplar, giderek daha saldırgan ve cüretli bir çizgiye kayarak, güvenlik güçleri ve direniş unsurlarıyla doğrudan çatışmaya girmeye başlamıştır.

Birkaç gün önce Gazze'nin orta kesimindeki El-Megazi Mülteci Kampı'nda yaşanan olay, bu dönüşümün çarpıcı bir örneğini oluşturmuştur. Şevki Ebu Nusayra'ya bağlı bir silahlı grup, direnişçilerden birini kaçırmak için sızdıktan sonra halk tarafından fark edilmeleri üzerine direniş unsurları tarafından kuşatılmış, ardından İsrail insansız hava araçları, milislerin geri çekilmesini sağlamak için müdahale etmiştir. Bu müdahale, ondan fazla sivilin hayatını kaybetmesine neden olan doğrudan bombardımanla sonuçlanmıştır. Bu olay, bahse konu grupların İsrail'in askeri operasyonlarıyla olan rolünün iç içe geçtiğini açıkça yansıtmaktadır.

Bu olaydan birkaç gün önce de benzer bir saldırı gerçekleştirilmiş, Hüsam el-Astal'a tabi milisler, bir güvenlik yetkilisini kaçırmak amacıyla Han Yunus kentindeki Nasser Tıp Kompleksi'ne bir saldırı düzenlemiştir. Ancak direniş güçleri sızan birliği ortaya çıkarınca operasyon kısa sürede aksaklığa uğramış ve saldırı başarısızlıkla sonuçlanarak failler geri çekilmek zorunda kalmıştır.

Yine aynı bağlamda Gazze'nin Eski Şehir bölgesindeki El-Derec mahallesinde, Rami Halas'a bağlı milis gruplar bir motosikletle polis karakolunun müdürü Albay Talal Bedevi'yi hedef alan bir silahlı saldırı düzenlemiştir. Saldırıdan yaralı olarak kurtulan Bedevi, milis grupların yerleşim bölgelerinde gerçekleştirdiği hızlı ve ani operasyonların tekrarlanan bir örneğine numune teşkil etmiştir. Bu tür olaylar, bölgedeki güvenliksizliği derinleştirerek iç istikrarı tehdit etmektedir.

El-Megazi kampına dönecek olursak silahlı milisler, İç Güvenlik Teşkilatı'ndan Yarbay Ahmed Zamzam'ı profesyonelce yürütülen bir operasyonda suikastla öldürmüşler, iki elektrikli bisiklet kullanarak, susturuculu tabancayla sıfır mesafeden ateş ettikten sonra hızla kaçmışlardır. Şüphesiz bu yöntem, ileri düzeyde bir organizasyon ve planlamayı yansıtmakta ve operasyonların arkasında yatan destek ve uzmanlığın niteliği hakkında ciddi soruları gündeme getirmektedir.

Yeni Askeri Taktikler

Bu olaylar ve daha pek çoğu, gerilla savaş taktikleri ile neredeyse birebir örtüşen bir uygulama tarzına sahiptir. Milisler, hedef bölgelerde tam bir kamuflaj ve gizlilik stratejisi izlerken, failler dikkat çekmemek veya ses çıkarmamak için elektrikli bisikletler ve sivil kıyafetler kullanmakta; ayrıca susturuculu silahlara başvurmaktadır. Bu yöntem, özellikle bahse konu silahların yerel ortamlarda genellikle bulunmayan gelişmiş modellere benzemesi nedeniyle, yüksek derecede profesyonellik göstermektedir. Bu da, mevzu bahis silahların temini ve kullanımına ilişkin eğitimin, İsrail ordusu ve güvenlik birimlerinin doğrudan gözetimi altında gerçekleştirildiğini düşündürmektedir.

Bu milislerin rolünün, iki yıl öncesine kıyasla dikkat çekici bir dönüşüm geçirdiği görülmektedir.  Artık sınırlı saha görevleriyle yetinmeyen milisler, Gazze'deki mevcut iktidarın yerine geçecek bir rol üstlenmeye doğru yönelmiştir. Bu dönüşüm, Savaş Bakanı Yoav Galant'ın daha önce ortaya koyduğu, “insani baloncuklar” olarak bilinen plan  bağlamında gerçekleşmektedir. Bahse konu plan, ordunun işgal ettiği bölgeleri mevcut yapısından arındırıp, ardından kendi önceliklerine uygun alternatif yerel yapılar kurarak, bölgedeki güvenlik durumunu yeniden şekillendirmeyi öngörmektedir.

Bilinmesi gereken bir husus şu ki; bu milisler iki yıl boyunca İsrail ordusunun yayıldığı bölgelerin ilerisinde konuşlanarak direnişin operasyonlarına karşı “ön savunma hattı” rolünü üstlendiler. Ayrıca, herhangi bir mali düzenleme veya denetimden kaçınmak amacıyla, Gazze'deki resmi kurumların kontrolü dışındaki alternatif güzergâhlardan geçen kamyonların eşlik ve güvenli geçişini sağlama görevini ifa ettiler. Bu durum, yasal çerçevelerin dışında bir paralel ekonominin de meydana çıkmasına yol açtı.

Savunmadan Saldırıya Rollerin Dönüşümü

İran'da savaşın patlak vermesiyle milislerin rolünde belirgin bir dönüşüm gözlemlenmiştir. Bu gruplar, savunma pozisyonundan çatışmacı bir tutuma geçmiş ve Gazze'de hükümetin kontrolü altındaki bölgelerde baskınlar düzenlemeye başlamıştır. Bu durum, cesaretlerinin arttığını ve hareket alanlarının genişlediğini göstermektedir. Bu durum da gerginliği derinleştirmekte ve güvenlik sisteminin geri kalanını da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmaktadır.

Gazze'deki direnişe ait bir güvenlik kaynağının verdiği bilgiye göre, mezkur milislerin bazı üyeleriyle yapılan sorgulamalar, onların Dahniye bölgesinde İsrailli askeri ve istihbarat birimleri tarafından eğitim aldıklarına dair itiraflarla sonuçlanmıştır. Refah'ın güneydoğusundaki bu eğitimler, silah kullanımı, saha taktikleri ve çatışma ortamlarında manevra yapmayı kapsamaktadır. Amaç, bu kişilerin savaş yeteneklerini artırmak ve onları ileri düzey güvenlik görevlerini yerine getirebilecek şekilde yetiştirmektir. Bu eğitimlere, onlara Gazze Şeridi'nin gelecekteki yönetişiminde daha geniş roller verileceğine dair vaatler eşlik etmiştir. Nitekim BM Özel Temsilcisi Nikolay Mladenov'un, Hamas dahil Filistinli grupların silahsızlandırılmasına yönelik planı hakkında son zamanlarda yaptığı açıklamalar da bu gelişmelerle paraleldir.

Milislerin üstlendiği bu role rağmen, İsrail onlara doğrudan finansman veya düzenli maaş sağlamamaktadır; bu da onları yasadışı finansman kaynaklarına bağımlı hale getirmektedir. Bunlardan biri de, “Rotana” hapları, esrar ve afyon türevleri dahil olmak üzere, Gazze Şeridi içinde uyuşturucu maddelerin dağıtımı ve satışıdır. Bu maddeler, Gazze toplumunun geniş kesimlerinde yaygınlaşması nedeniyle, Ekim 2025'te İsrail saldırısının sona ermesinden bu yana büyük bir toplumsal sorun haline gelmiştir.

Bu malzemeler, Gazze Şeridi'nin batısına “Quadcopter” insansız hava araçlarından kutular halinde atılarak ya da “Sarı Hat” yakınındaki noktalara bırakılarak organize bir şekilde taşınmaktadır. Bu da, dağıtım ve satış için yerel ağlara dayanan milis gruplarıyla koordineli olarak, vatandaşların bu malzemelere ulaşmasını ve bunların pazarlanmasını kolaylaştırmaktadır. Bu durum, milis grupların Gazze toplumuna ekonomik ve sosyal baskı uygulayan bir suç aktörüne dönüştüğünü yansıtmaktadır.

Silahlı Milisler Kimdir ve Hangi Bölgelerde Faaliyet Göstermektedir?

İki yıl boyunca, özellikle de 2024 yılının Nisan ayı sonunda Refah şehrinin işgalinden bu yana, silahlı milisler Gazze Şeridi'nin doğu cephesi boyunca genişlemiştir. Bu oluşumlar, Yaser Ebu Şebab'ın komutasında Refah'ın güneydoğusundaki, özellikle “El-Dahniye” bölgesindeki silahlı bir birimle başlamıştır. Bu bölge, Gazze, Mısır ve İsrail arasında yer alan bir sınır bölgesidir.

Bu milislerin çekirdek kadrosu, Ramallah'taki Filistin Yönetimi'ne bağlı güvenlik güçlerinde görev yapmış eski subaylardan oluşturulmuştur. Bu kişiler, 2007'deki bölünme olaylarının ardından Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi üzerindeki kontrolünü Hamas'a kaptırmasıyla, Hamas'a karşı intikam almak amacıyla seçilmişlerdir.

Yaser Ebu Şebab Milisleri

Yaser Ebu Şebab milisleri, İsrail ordusunun Refah'ı ele geçirdikten sonra kurmaya çalıştığı ilk silahlı gruplardan biridir. Ebu Şebab, kökleri Sina Yarımadası ve Negev Çölü'ne dayanan “Tarabin” kabilesine mensuptur. Ebu Şebab, Karm Abu Salem mevkiine yakın olan Dahniye bölgesini faaliyetlerinin merkezi olarak seçmiştir.

Ebu Şebab, uzun süre uyuşturucu kaçakçılığı ve silah kaçakçılığıyla suçlanmıştır. Nitekim mahkum olarak yatarken 7 Ekim 2023'te direnişin saldırısının ilk saatlerinde işgal güçlerinin hapishaneyi bombalaması üzerine kaçmıştır.

Ebu Şebab'ın Aralık 2025'te bir aşiret çatışması sonucu hayatını kaybetmesinin ardından, Yasser al-Dahini “Halk Güçleri” milislerinin liderliğini üstlenmiştir. Direniş güçleri onu, Refah'a sığınan direnişçileri tutuklayıp İsrail ordusuna teslim etmekle suçlamıştır.

İsrail Ulusal Güvenlik Enstitüsü'ne göre, Dahini milislerinin üye sayısı yaklaşık 100 silahlı kişidir. Bunların çoğu eski güvenlik görevlilerinden oluşuyor. İsrail, bu milislere Gazze Şeridi'ne ticari malların ve insani yardımların girişini doğrudan denetleme yetkisi vererek, karşılığında “güvence” adı altında para almalarını sağlayarak, onların etkisini güçlendirmeye çalışmıştır.

Hüsam el-Astal Milisleri

Hüsam el-Astal, Hamas'ın Gazze üzerindeki kontrolüne alternatif yerel yapılar oluşturma çabaları kapsamında, “Terörle Mücadele Vurucu Gücü” adını verdiği milis grubunun lideri olarak öne çıkmıştır.  El-Astal, daha önce Gazze'de tanınan bir isim olmasa da, Han Yunus'un güneydoğusundaki, İsrail ordusunun konuşlandığı yerlere yakın olan Kizan Neccar köyünde güçlü bir etki alanı oluşturmayı başarmıştır.  Bu konum, özellikle bölgenin onun kontrolü altındaki bir “insani bölge” ilan edilmesinden sonra, ona önemli bir askeri koruma sağlamaktadır.

El-Astal, İsrail Genel Güvenlik Teşkilatı (Şabak) ile tam bir işbirliği ve koordinasyon içinde olduğunu açıkça kabul etmekte ve İsrail medyasına verdiği röportajlarda bu koordinasyonun “hayatta kalmanın tek yolu” olduğunu vurgulamaktadır.

Milis güçleri ortaya çıkmadan önce, el-Astal Filistin Yönetimi'ne bağlı Koruyucu Güvenlik Teşkilatı'nda subay olduğu, akıcı bir şekilde İbranice konuştuğu bilinmektedir. Adı ilk kez 2007 yılında Gazze'de, Hamas'ın iktidara gelmesinin ardından bir isyanı yönetmesiyle gündeme gelmiştir. Hamas'ın iktidarını sona erdirmek ve Gazze'yi Filistin Yönetimi'ne geri kazandırmak amacıyla 250 kişi kadar silahlıyı örgütlemiş ve bunun üzerine güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınmıştır. Ancak Gazze ile Mısır arasındaki tünellerden kaçarak Malezya'ya gitmiştir. 2018 yılında Mossad'la işbirliği içinde, Hamas hareketinden mühendis Fadi el-Batş'ın suikastıyla ilgili davada suçlu bulunmuştur.

Rami Halas Milisleri

Rami Halas, suç geçmişinin niteliği nedeniyle Gazze Şeridi'ndeki silahlı grupların en tehlikeli liderlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Kendisi, İsrail ordusunun başlattığı Direnişe ait Gazze Tugayı'nın kalan unsurlarını ortadan kaldırma görevini tamamlamayı hedeflemektedir.

Halas, Şucaiyye mahallesi doğusunda faaliyet gösteren bir milis grubunun lideridir ve iç güvenliği tehdit eden en önemli silahlı grupların liderlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Halas, El-Fetih Örgütü'ne mensuptur ve daha önce “17. Birlik” olarak bilinen Filistin Başkanlığı Güvenlik Teşkilatı'nda askeri görevli olarak çalışmıştır. Milisleri, çoğu Filistin Yönetimi'nde halen görevli olan ve sayıları 80 ila 100 arasında olduğu tahmin edilen, El Fetih hareketine mensup kişilerden oluşmaktadır.

Halas Grubu, işgal güçleri lehine doğrudan saha görevleriyle görevlendirilmiştir; bu görevler arasında direnişçileri izlemek, hedef almak ve kaçırma operasyonlarını gerçekleştirmek yer almaktadır. Geçtiğimiz Eylül ayında, ailesi onun eylemlerinden beri olduklarını belirten resmi bir açıklama yayınlamış ve onu “Filistin milli dayanışmasının dışında” olarak nitelendirerek, davranışlarının “aileye ve topluma zarar verdiğini” belirtmiştir.

Eşref el-Mensi Milisleri

Eşref el-Mensi,  Filistin direnişi ile işgalci devlet arasında ateşkes anlaşmasının imzalanmasından önce, tam olarak Eylül 2025'te öne çıkmıştır. O dönemde Gazze Şeridi'nin kuzeyinde, özellikle Beyt Lahiya bölgesinde, “Halk Ordusu – Kuzey Güçleri” adını verdiği bir milis gücü kurmuştur.

El-Mensi milisleri, bölgedeki en küçük silahlı gruplardan biridir. 20'den fazla savaşçıya sahip olmayan bu grubun üyeleri, faaliyetlerinin ana üssü olarak “Ezbet Beit Hanun İlköğretim Okulu”nu kullanmaktadır. Kaynaklar, bu gruba üye olanların suç çevrelerine ait olduğunu belirtmektedir. Uyuşturucu ticaretinde faaliyet gösteren bu milislerin suçlu yapısı, onları yerel halk için doğrudan bir güvenlik ve sosyal tehdit haline getirmektedir.

Sonuç

Son gelişmeler Gazze Şeridi'ndeki silahlı milislerin artık güvenlik sahnesinde sadece marjinal araçlar olmadığını, aksine toplum içinde cesurca hareket eden ve mevcut güvenlik yapısını hedef alan paralel güçlere dönüştüklerini göstermektedir. Son olaylar, bu oluşumların suikastlardan kaçırma girişimlerine kadar karmaşık operasyonları, yarı askeri yöntemler kullanarak ve dış destekten yararlanarak gerçekleştirme kabiliyetini ortaya koymuştur.

Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey bölgelerinde etkisini genişleten ve uyuşturucuya dayalı bir paralel ekonomiye bağımlı hale gelen bu milisler, bir yandan güvenlik, diğer yandan ise toplumsal açıdan çifte tehdit oluşturmaya başlamıştır. Herhangi bir denetim veya hesap verebilirlik mekanizmasının bulunmaması nedeniyle, Gazze toplumu iç parçalanma riskleri karşısında daha kırılgan bir durumda kalmaktadır. Bu durum, bu olguyu Gazze Şeridi'nin istikrarını ve güvenliğini tehdit eden gelecekteki en önemli zorluklardan biri olarak ele almayı kaçınılmaz kılmaktadır.