Suriye toplumunda uzun süredir varlığını sürdüren temel sorunlardan biri, bölgesel aidiyetler üzerinden şekillenen üstünlük ve dışlama algılarıdır. Bu algılar, toplumsal ilişkilerde mesafe ve güvensizlik üretmiş; bireylerin kamusal alandaki konumlarının, çoğu zaman kişisel niteliklerinden ziyade geldikleri bölge üzerinden değerlendirilmesine yol açmıştır. Zamanla bu durum, sosyal bütünleşmeyi zorlaştıran kalıcı bir yapıya dönüşmüştür. Bölgesel üstünlük algıları, kültürel farklılıkların doğal bir sonucu olarak ele alınamaz. Aksine, yönetsel tercihler, güvenlik yaklaşımları ve medya dili aracılığıyla belirli dönemlerde güçlendirilmiş ve toplumsal hayata yerleşmiştir. Bu nedenle mesele, yalnızca toplumsal tutumlar düzeyinde değil, kurumsal ve siyasal pratikler bağlamında da incelenmelidir.
Bölgesel Kimliklerin Toplumsal İşlevi
Bölgesel kimlikler, Suriye'de tarihsel olarak kültürel çeşitliliğin bir parçası olmuştur. Ancak kamu hizmetlerine erişim, ekonomik imkânlar ve siyasal temsil alanlarındaki eşitsizlikler, bu kimliklerin tarafsız bir aidiyet biçimi olmaktan çıkmasına neden olmuştur. Bazı bölgeler, zamanla merkeze yakınlık veya uzaklık üzerinden tanımlanmış; bu durum, bölgeler arası hiyerarşik algıları beslemiştir. Bu süreçte bölge, coğrafi bir kavramdan çok, toplumsal bir etiket işlevi görmeye başlamıştır. Bireyler, kendi eylemlerinden bağımsız olarak, mensup oldukları bölge üzerinden genellemelere maruz kalmıştır.
Önceki Dönemin Mirası
Önceki yönetim döneminde bölgesel farklılıklar, toplumsal eşitliği sağlamak amacıyla değil, güvenlik ve kontrol eksenli bir yaklaşım çerçevesinde ele alınmıştır. Medya söylemleri ve idari uygulamalar, bazı bölgeleri sorun alanı olarak öne çıkarırken, bazılarını daha istikrarlı veya güvenilir alanlar şeklinde sunmuştur. Bu yaklaşım, toplumsal güven ilişkilerini zayıflatmış ve ortak vatandaşlık algısının gelişmesini sınırlandırmıştır. Aynı zamanda, farklı toplumsal kesimlerin ortak talepler etrafında bir araya gelmesini zorlaştıran bir etki oluşturmuştur.
Ahmed Şara Yönetiminde Gözlemlenen Yaklaşımlar
Yeni Ahmed Şara yönetiminde, bölgesel üstünlük algılarını yeniden üreten dile ve uygulamalara mesafe koyan bir yaklaşım dikkat çekmektedir. Resmî söylemde, bölgesel kimliklere atıf yapan ayrıştırıcı ifadelerden kaçınılması ve daha kapsayıcı bir dilin tercih edilmesi, bu alandaki önemli değişimlerden biridir. Ayrıca kamu yönetimi pratiklerinde, farklı bölgelerden gelen aktörlerin görünürlüğünün artması, bölgesel aidiyetlerin tek başına belirleyici olmadığına dair bir algı oluşturmaktadır. Bu durum, uzun süredir yerleşmiş olan “merkez–çevre” ayrımının sembolik düzeyde zayıflamasına katkı sunmaktadır.
Medya alanında da, bölgeleri homojen ve sabit özelliklerle tanımlayan anlatılardan uzaklaşma eğilimi gözlemlenmektedir. Yerel toplulukların gündelik yaşamına, sorunlarına ve katkılarına odaklanan içerikler, bölgesel kimliklerin normalleştirilmesine hizmet etmektedir.
Toplumsal Etkiler
Bu yaklaşımın toplumsal düzeydeki en önemli etkilerinden biri, karşılıklı güvensizlik dilinin kademeli olarak zayıflamasıdır. Bölgesel aidiyetin savunma refleksi hâline gelmesi yerine, bireysel sorumluluk ve ortak kamusal alan vurgusu öne çıkmaktadır. Her ne kadar bu dönüşüm kısa sürede tamamlanabilecek bir süreç olmasa da, algısal düzeyde yaşanan bu değişim, toplumsal bütünleşme açısından anlamlı bir zeminin oluştuğunu göstermektedir.
Sonuç
Suriye'de bölgesel üstünlük algısı, uzun yıllar boyunca yönetsel ve toplumsal pratiklerle pekiştirilmiş yapısal bir sorundur. Bu algının zayıflatılması, yalnızca söylemsel değişimlerle değil, kurumsal uygulamaların da dönüşümüyle mümkün olabilmektedir. Ahmed Şara yönetiminde gözlemlenen kapsayıcı dil, temsilde çeşitlilik ve medya anlatılarındaki değişim, bu mirasın aşılmasına yönelik somut göstergeler olarak değerlendirilebilir. Bu süreç, toplumsal güvenin yeniden inşası açısından önemli bir eşik niteliği taşımaktadır.