Ekonomik kısıtları ile Jeopolitik Bağımlılık Arasında Mısır’ın Enerji Güvenliği Açmazı ve Bunun Mısır-Türkiye Yakınlaşmasına Etkisi

Ekonomik kısıtları ile Jeopolitik Bağımlılık Arasında Mısır’ın Enerji Güvenliği Açmazı ve Bunun Mısır-Türkiye Yakınlaşmasına Etkisi

İçindekiler:

Birinci Bölüm: Mısır'ın Enerji Güvenliği: Bağımlılık Tuzağı ile Stratejik Çeşitlendirme Gerekliliği.

İkinci Bölüm: Mısır-İsrail Doğal Gaz Anlaşması.

Üçüncü Bölüm: Mısır Açısından Risklerin Teşhisi.

Dördüncü Bölüm: “Rejim ve Kurum” İkilemi: Mısır-İsrail İlişkilerinin Felsefesine Dair Bir Okuma.

Beşinci Bölüm: Stratejik Bir İnceleme: Mısır-İsrail Doğal Gaz Entegrasyonunun Türkiye'nin Çıkarlarına Etkisi.

Enerji güvenliği (Energy Security), ekonomik bir kavram olmanın ötesine geçerek “egemenliği savunma” anlayışıyla eşdeğer hale gelmiş olup, ulusal güvenliğin temel sütunlarından biri olarak kabul edilmektedir. Enerji güvenliğinin ideal durumu ise, dış siyasi baskı ve şantajlara maruz kalmaksızın, enerji arzının istikrarlı, sürdürülebilir ve makul maliyetlerle güvence altına alınabilmesi olarak tanımlanmaktadır.

  1. Bölüm: Mısır'ın Enerji Güvenliği — Bağımlılık Tuzağı ile Stratejik Çeşitlendirme Zorunluluğu
  2. Stratejik Emtia Kavramı: Amerikan Deneyimi

Günümüz siyasetinde emtialar artık yalnızca arz ve talep mekanizmalarına tabi ekonomik mallar olarak görülmemekte; giderek jeopolitik nüfuz ve baskı araçları hâline gelmektedir. ABD ile Çin arasında lityum ve kobalt gibi kritik madenler üzerinden yaşanan rekabet, bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biridir. Washington yönetimi, Çin'in bu alanlardaki hâkimiyetine bağımlı kalmamak adına milyarlarca dolarlık yatırımlarla alternatif tedarik hatları oluşturmaktadır. Bu yaklaşım, savunma sanayii ya da enerji sektörünün merkezinde yer alan her stratejik unsurun, dar ekonomik hesapların ötesinde, doğrudan ulusal güvenliğin bir unsuru olarak ele alınması gerektiği varsayımına dayanmaktadır.

Bu kavramsal çerçeve, Mısır'ın doğal gaz meselesini sağlıklı biçimde analiz edebilmenin temel anahtarını sunmaktadır.

  1. Mısır Gerçeği: Üretim Açığı ve Dışa Bağımlılık

Mısır'da elektrik üretim sektörünün yaklaşık %76'sı doğal gaza dayanmaktadır, bu da doğal gazı sanayi ve ev için adeta bir can damarı hâline getirmektedir. Ancak yerli üretimdeki gerileme ve iç tüketimdeki hızlı artış, Mısır'ı doğal gaz alanında ihracatçı konumdan ithalatçı konuma sürüklemiştir. Bu çerçevede ülke, iç pazarın ihtiyaçlarının yaklaşık %17–20'sine karşılık gelen bir açığı kapatmak amacıyla İsrail'den doğal gaz ithalatına yönelmiştir. Oysa 2019 yılında imzalanan anlaşmaya göre söz konusu gazın temel amacı, Mısır'da sıvılaştırılarak Avrupa pazarlarına ihraç edilmesi olup, iç tüketimi karşılamak üzere kullanılmasına başlangıçta öngörülmemişti.

  1. İsrail Enerji Güvenliğine Organik Bağlanmanın Riskleri

“Aksa Tufanı” etrafındaki gelişmeler, bu bağımlılık ilişkisinin ne denli kırılgan olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur. Savaş süreci, iki kritik ve tehlikeli gerçeği gözler önüne sermiştir:

  • Risklerin iç içe geçmesi: İsrail'e ait üretim platformlarına (Tamar ve Leviathan sahaları gibi) yönelik herhangi bir güvenlik tehdidi, Mısır'a yönelik doğal gaz arzının anında kesilmesi anlamına gelmektedir.
  • Doğal gazın siyasi bir araç olarak kullanılması: İsrail, müzakere süreçlerinde doğal gazı açık bir baskı ve pazarlık unsuru olarak devreye sokmuş; güvenlik ya da teknik gerekçeler öne sürerek gaz akışını defalarca durdurmuştur. Bu durum, 2024 yılı boyunca Mısır'ı ciddi elektrik krizleriyle karşı karşıya bırakmıştır.
  1. Gazlaştırma Gemileri(FSRU): Geçici Can Simidi

Bu tür baskı ve kırılganlıklara karşı Mısır, FSRU (Floating Storage and Regasification Unit) gemilerini 2030 yılına kadar tutma kararı almıştır. Bu gemiler, küresel piyasalardan temin edilen sıvılaştırılmış doğal gazın yeniden gazlaştırılarak ulusal şebekeye aktarılmasını mümkün kılan kritik bir altyapı işlevi görmekte ve böylece tek kaynağa dayalı bağımlılığı kırma potansiyeli taşımaktadır. Bununla birlikte, bu stratejiyi sınırlayan bir dizi teknik ve lojistik zorluk bulunmaktadır:

 

  • Devam eden projeler: İsrail'den ithal edilecek gaz miktarının artırılması (2040'a kadar uzanan yeni anlaşma), Leviathan sahasının genişletilmesine; Negev'i Sina'ya bağlayacak yeni bir kara boru hattının (Nitzana) inşasına ve Aşdod–Aşkelon arasında planlanan deniz hattına bağlıdır.

 

  • Zamanlama sorunu: Söz konusu projeler savaş nedeniyle ciddi şekilde aksamakta olup, 2028–2029'dan önce tamamlanmaları beklenmemektedir. Bu durum, önümüzdeki beş yıl boyunca sıvı gaz ithalatının ve FSRU'ların, arz açığını kapatmak için kaçınılmaz bir zorunluluk hâline gelmesine yol açmaktadır.
  1. Ekonomik Mantık ile Stratejik Mantık Arasındaki Çatışma

Asıl ikilem, krizin nasıl yönetildiğine dair zihniyette yatmaktadır. Zira boru hatları üzerinden gelen İsrail gazı, küresel piyasalardan ithal edilen sıvılaştırılmış gaza kıyasla daha ucuzdur. Ancak tam da bu noktada temel risk ortaya çıkmaktadır. İsrail'deki genişletme projeleri 2029'da tamamlandığında, maliyetleri düşürmek adına Mısır yeniden gazlaştırma gemilerinden vazgeçecek midir? Bu gemilerden vazgeçilmesi, ülkeyi yeniden “sıfır noktasına” ve tam bağımlılık döngüsüne geri döndürmek anlamına gelecektir. Buna karşılık, yüksek maliyetine rağmen FSRU'ların stratejik bir yedek olarak korunması, devletin enerji kaynaklarını çeşitlendirme ve egemen karar alma iradesini koruma konusundaki gerçek niyetinin en somut göstergesi olacaktır.

  1. Bölüm: Mısır-İsrail Doğal Gaz Anlaşması
  2. Krizin Kökenleri (Yönetsel Başarısızlık ve Fazlanın Aşınması)

Mevcut krizin, doğal kaynak yetersizliğinden ziyade, yatırım döngüsünde ortaya çıkan “yönetsel ve yapısal bir başarısızlığın” sonucu olduğuna işaret eden veriler bulunmaktadır.

  • Kazanımların heba edilmesi: Zohr sahasının 2015 yılında keşfiyle enerji alanında kendine yeterlilik sağlanmış olmasına rağmen, karar alıcılar yeniden yatırım döngüsünü (Reinvestment Cycle) korumakta başarısız olmuştur. Nakit akışları, üretken olmayan projelere yönlendirilmiş; Eni gibi uluslararası ortakların olgunlaşmış sahaları geliştirmesine yeterli destek sağlanmamıştır.
  • Ani kırılganlık: Bu yapısal zafiyet, 2022 yılı itibarıyla üretimin iç tüketimin altına düşmesine yol açmış; böylece Mısır, yalnızca üç yıl gibi kısa bir sürede “bölgesel enerji merkezi” konumundan zorunlu ithalatçı bir ülke statüsüne gerilemiştir.
  1. Anlaşmanın Mantığı (Maliyet–Risk Dengesi)

Resmî söylem, anlaşmayı kısa vadeli ekonomik rasyonalite gerekçesine dayandırmaktadır.

  • Fiyat avantajı: İsrail'den boru hatlarıyla ithal edilen doğal gazın (milyon BTU başına 7,29 dolar), küresel sıvı gaz fiyatlarına (14–16 dolar) kıyasla yıllık yaklaşık 2 milyar dolar tasarruf sağladığı ileri sürülmektedir.
  • Yapısal eleştiri: Ancak bu yaklaşım, egemenlikle bağlantılı “görünmeyen maliyetleri” (Hidden Costs) göz ardı etmektedir. 2040'a kadar 130 milyar metreküp gibi yüksek bir hacimde tek tedarikçiye bağımlılık, yapısal bağımlılık yaratmakta; uzun vadeli yükümlülükler ve batık maliyetler (Sunk Costs) nedeniyle kaynak çeşitlendirmesini ve alternatif yatırımların çekilmesini fiilen engellemektedir.
  1. Enerjinin Siyasi Bir Silah Olarak Kullanımı (Çıkarılan Dersler)

Siyasi literatür (Rusya–Avrupa ve İran–Suriye örnekleri), “enerji silahının” gerilim dönemlerinde en yıkıcı araçlardan biri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

  • Haziran 2025 senaryosu: Sahadaki gelişmeler, bölgesel gerilimlerin Mısır'ın enerji ağını saatler içinde felç edebileceğini göstermiştir. İsrail tarafının güvenlik ya da siyasi gerekçelerle “vanaları kapatma” kararı, ağır sanayi sektörlerinin (gübre ve çelik) çökmesine ve konutlarda elektrik kesintilerine yol açmaktadır.
  • Dolaylı egemenlik kaybı: Leviathan gazına tek bir boru hattı (EMG) üzerinden bağımlılık, tedarikçiye Mısır'ın egemen kararları üzerinde örtük bir veto hakkı tanımakta; iç istikrarı fiilen ihracatçı tarafın rızasına bağlamaktadır.
  1. Uluslararası Modelleme: Başarılı Örnekler Olarak Polonya ve Türkiye

Mısır'ın izlediği yolun aksine, bazı ülkeler “baskın tedarikçiden kurtulma” stratejilerini bilinçli biçimde hayata geçirmiştir:

  • Polonya: Daha ucuz Rus gazına erişimi bulunmasına rağmen, sıvı gaz terminalleri ve Baltic Pipe hattı gibi yüksek maliyetli altyapı projelerine yatırım yaparak, ekonomik avantajdan feragat pahasına siyasi bağımsızlığı satın almayı tercih etmiştir.
  • Türkiye: ABD ve Azerbaycan ile yapılan sözleşmelerin çeşitlendirilmesi ve yerli keşiflere yönelik yatırımlar sayesinde Rus ve İran gazına olan bağımlılığını azaltmış; bu sayede enerji alanında müzakere gücünü belirgin biçimde artırmıştır.
  1. Stratejik Değerlendirme ve Öneriler

Kısa vadeli mali tasarruf” ile “kalıcı ulusal güvenlik” arasında yapılan tercih, özünde sıfır toplamlı bir değiş tokuştur. Bu çalışma, mevcut anlaşmanın yapısal sorunları çözmekten ziyade krizi erteleyen bir “ileri kaçış” niteliği taşıdığı sonucuna ulaşmaktadır.

III. Bölüm: Mısır Açısından Risklerin Teşhisi

“Aksa Tufanı” süreci, İsrail gazının yalnızca ticari bir emtia olmadığını; aksine siyasi baskı aracı niteliği taşıdığını ve doğrudan askerî gerilimlere bağımlı olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur.

  • Organik bağımlılık: Tamar ve Leviathan sahalarındaki üretim platformlarına yönelik herhangi bir güvenlik tehdidi, Mısır'ın iç piyasasında derhâl elektrik krizine ve sanayi faaliyetlerinde durma noktasına yol açmaktadır.
  • Siyasi pazarlık unsuru: Çeşitli raporlar, İsrail tarafının doğal gaz akışını bölgesel dosyalarda (müzakereler, Refah Sınır Kapısı gibi) Mısır'ın tutumunu etkilemek amacıyla bir baskı aracı olarak kullandığını göstermektedir.
  • Stratejik perspektif (kritik madenler modeli): ABD-Çin arasındaki kritik maden rekabetiyle kıyaslandığında, doğal gazın yalnızca kâr-zarar hesaplarıyla değil; karar alma bağımsızlığı ve egemenlik ölçütleriyle ele alınması gereken egemen bir emtia olarak değerlendirilmesi zorunludur.
  • Teknik ve Zamanlama Verileri (2025–2029): Mevcut değerlendirmelere göre, İsrail ile imzalanan büyük ölçekli doğal gaz anlaşmalarının tam kapasiteye ulaşması teknik nedenlerle 2029 yılından önce mümkün görünmemektedir. Bu durumun arkasında iki temel etken bulunmaktadır:

1- Altyapıdaki Aksamalar: Leviathan sahasının genişletilmesi, kara hattı olan Nitsana boru hattı ile Aşdod–Aşkelon deniz hattını kapsayan projeler savaş nedeniyle sekteye uğramış olup, bu projelerin tamamlanmasının en az dört yılı bulacağı öngörülmektedir.

 

2- Mevcut Açık: Kısa ve orta vadede iç talebin karşılanabilmesi için, küresel piyasalardan sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatı dışında uygulanabilir bir alternatif bulunmamaktadır.

Risk Analizi:

 

 

Risk Türü

Riskin Tanımı

Olasılık (1–5)

Etki Şiddeti (1–5)

Toplam Risk Derecesi

Azaltma Stratejisi (Mitigation)

Jeopolitik

 

 

Doğal gazın siyasi baskı aracı olarak kullanılması (jeopolitik şantaj) ve bölgesel krizlerde arzın kesilmesi

5

5

10 (Kritik)

 

İthalat kaynaklarının acil ve çeşitli biçimde çeşitlendirilmesi; tek bir tedarikçiye bağımlılığın %20'yi aşmaması

teknik / Altyapısal

EMG tek boru hattının teknik arıza veya yıkıcı hedeflemeye maruz kalması

3

5

8 (Yüksek)

 

Alternatif bağlantı hatlarının inşası; kara bağlantılarının (Nitsana) devreye alınması ve terminallerinin geliştirilmesi

Egemen

 

2040'a kadar uzanan uzun vadeli sözleşmelerin esnekliği engellemesi ve yeni tedarikçilere girişine engellemesi

5

4

 

9 (Kritik)

Sözleşme maddelerinin yeniden müzakere edilmesi; kriz dönemleri için “esneklik maddeleri (flexibility clauses)” eklenmesi

Operasyonel

Yatırım eksikliği nedeniyle mevcut sahalarda (ör. Zohr) üretimin sürekli gerilemesi

4

5

 

 

9 (Kritik)

Uluslararası ortakların borçlarının yeniden yapılandırılması; derin deniz arama ve üretim yatırımlarının teşvik edilmesi

Lojistik

depolama kapasitesi ve FSRU terminallerinin, boru hattı kesintilerinde açığı kapatamaması

4

4

 

 

8 (Yüksek)

Devlete ait terminallerine yatırım yapılması; stratejik depolama kapasitesinin artırılması

 

Kritik Risklerin Ayrıntılı Analizi:

  1. Stratejik Açığa Çıkma Riski (Strategic Exposure)
  • Analiz: Risk puanının 25/25 seviyesine ulaşması, devletin “tam bir stratejik kırılganlık” durumuna girdiğini göstermektedir. Sanayi ve elektrik üretimini besleyen doğal gazda İsrail'e tek kaynak olarak bağımlı kalınması, Mısır'ın iç güvenliğini fiilen Tel Aviv'deki siyasi istikrarın bir fonksiyonu hâline getirmektedir.
  • Teknik Etki: Gaz tedarikinin 72 saat süreyle kesintiye uğraması, ulusal elektrik şebekesinin frekansında (grid frequency) ciddi bir düşüşe yol açmakta ve bu durum ülke genelinde tam kapsamlı bir elektrik kesintisi (blackout) riskini doğurmaktadır.

 

  1. “Batık Maliyetler” İkilemi (Sunk Costs)
  • Analiz: 15 yıllık bir sözleşmeye bağlı kalmak, stratejik literatürde “teknolojik/tedarikçi kilitlenmesi” (technology/provider lock-in) olarak tanımlanan ciddi bir risk oluşturmaktadır.
  • Teknik Etki: Kıbrıs veya Yunanistan'da gelecekte yapılabilecek yeni gaz keşifleri ya da ABD sıvı gaz fiyatlarında yaşanabilecek olası düşüşler, İsrail gazına ilişkin “al ya da öde” (take-or-pay) yükümlülüğü nedeniyle Mısır açısından fiilen değerlendirilemeyecektir.
  1. Tepki Süresi Açığı (Response Time Gap)
  • Analiz: Gazın “borular aracılığıyla” kesildiği an ile telafi edici sevkiyatların “deniz yoluyla” ulaştığı an arasında tehlikeli bir zaman farkı vardır.
  • Teknik Etki: Sıvılaştırılmış doğal gaz spot piyasası, bir sevkiyatın yönlendirilmesi ve boşaltılması için 7 ila 14 gün gerektirirken, Mısır'ın iç rezervleri 48 saatten daha kısa bir sürede tükeniyor. Bu fark (12 gün), sivil kargaşaya ve milyarlarca dolarlık ekonomik kayıplara yol açabilecek bir “tehlike bölgesi” oluşturuyor.
  1. Mısır ve İsrail'in Anlaşmaya Bakış Açılarının Karşılaştırılması

Karşılaştırma Boyutu

Mısır Perspektifi (Kriz Yönetimi)

İsrail Perspektifi (Stratejik Üstünlük)

Temel Güdü

Acil/içsel: Enerji açığının kapatılması (%20), ulusal şebekenin çökmesinin ve sanayi kesintilerinin önlenmesi

Dışsal/stratejik: Enerjinin nüfuz aracı (Soft Power) olarak kullanılması ve bölge ülkelerine bağımlılık yaratılması

 

Ekonomik Hedef

Mali tasarruf: Fiyat farkından yararlanma (boru hattı gazı 7 USD'ye karşılık sıvılaştırılmış gaz 15 USD) ve döviz likiditesi sağlama

Egemen getiri: 35 milyar USD'nin İsrail stratejik hazinesine aktarılması; askeri ve ekonomik kapasitenin finansmanı

Güvenlik Boyutu

Kısa vadeli istikrar: Gerilimin düşürülmesi, askeri gerilimden kaçınma ve ekonomik teşvikler

Güvenliğin bağlanması: Mısır'ın enerji güvenliğinin İsrail üretim platformlarına bağlanması; fiili baskı kapasitesi

Siyasi Vizyon

Washington'la ilişkilerin güçlendirilmesi, Amerikan desteğinin sürdürülmesi ve bölgesel izolasyondan kaçınma

Bölgesel hegemonya: İsrail'in “vazgeçilmez enerji merkezi” olarak konumlandırılması ve Ortadoğu'da siyasi kaldıraç

Beklenen Riskler

Egemenlik kaybı: Gaz akışının sürmesi karşılığında siyasi taviz baskısı (şantaj tehlikesi)

 

Güvenlik riskleri: Boru hatlarının hedef alınması veya üretimin durması durumunda askeri gerilim olasılığı

 

Stratejik Boşluk Analizi (The Strategic Gap)

  1. Taraflar Arasında “Güvenlik” Kavramı:
  • Mısır açısından güvenlik, öncelikle içsel bir meseledir (elektrik kesintilerinin önlenmesi) ve aynı zamanda sınır güvenliğiyle ilgilidir (zorunlu göç dosyasının engellenmesi). Bu çerçevede anlaşma, iç istikrarsızlık ya da dış bir çatışma riskini bertaraf etmek için ödenen maddi bir bedel olarak görülmektedir.
  • İsrail açısından ise güvenlik yapısal bir nitelik taşımaktadır. Anlaşma, İsrail'e Mısır'daki sanayi çarklarının dönüp dönmemesi üzerinde fiilî bir “veto hakkı” tanımaktadır. İsrail vanasının kapatılması, gerçekte tek bir kurşun dahi sıkılmadan kullanılabilen, ekonomik anlamda bir “kitle imha silahı” işlevi görmektedir.
  1. Egemenlik Takası: Mısır, krizi yönetirken “zor durumda kalan tüccar” mantığıyla hareket etmekte; dükkânını ayakta tutabilmek için daha ucuz olan ürünü satın almaktadır. Buna karşılık İsrail, yalnızca kârı değil, alıcının uzun vadeli kaderi üzerindeki kontrolü de hedefleyen “stratejik tekelci” mantığıyla hareket etmektedir. Bu çerçevede söz konusu anlaşma, İsrail'e önümüzdeki 15 yıl boyunca yapısal bir nüfuz alanı sağlamaktadır.
  2. Askerî Kurumun Rolü: Siyasi sistem, bu anlaşmayı uluslararası memnuniyete ulaşmak için bir “geçiş köprüsü” olarak görürken; askerî kurum, anlaşmayı fiilen yazılı olmayan bir “saldırmazlık düzenlemesi” şeklinde değerlendirmektedir. Zira İsrail'in Mısır'daki devasa ekonomik çıkarlarının korunması, Tel Aviv'in ani ve saldırgan hamlelerini sınırlayan bir caydıran unsur olarak algılanmakta; bu da Mısır ordusunun hazırlıksız yakalanacağı bir çatışmaya sürüklenme riskini azaltmaktadır.

Nihai Sonuç:

Söz konusu anlaşma, Mısır hükümeti açısından kısa vadeli bir krizi yönetme noktasında “taktik bir başarı” olarak değerlendirilebilir. Buna karşılık, İsrail için uzun vadeli bir “stratejik zafer” niteliği taşımaktadır. Zira İsrail, Mısır'ın insani ve kamusal hizmetlere ilişkin acil ihtiyacını, Kahire'nin son derece hassas bölgesel dosyalarda sessiz kalmasını ya da uzlaşmacı bir tutum benimsemesini garanti altına alan bir siyasi kaldıraça dönüştürmeyi başarmıştır.

  1. Bölüm: “Rejim ve Kurum” İkiliği — Mısır-İsrail İlişkilerinin Felsefesine Dair Bir Okuma

Son dönemde imzalanan doğal gaz anlaşması (15 yıl için 35 milyar dolar), Mısır'ın bu anlaşmayı resmî söyleminde “ticari” bir işlem olarak sunması ile İsrail'in aynı anlaşmayı bölgesel bağımlılıkları pekiştiren bir “güvenlik başarısı” olarak yüceltmesi arasındaki çelişkiyi açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu tabloyu doğru biçimde anlayabilmek için, Mısır'daki karar alma mekanizmasının yapısal olarak çözümlemesi gerekmektedir. Zira bu yapı, meşruiyetini iki farklı kaynaktan alan iki ayrı mantık tarafından şekillendirilmektedir.

  1. Meşruiyet Haritaları: Ordu ve Siyasi Liderlik

Mısır devleti, istikrarı ve sürekliliği güvence altına almak amacıyla iki paralel hat üzerinden hareket etmektedir:

  • Askerî kurum: Meşruiyetini, toplumsal hafızada bir “ulusal ordu” olarak sahip olduğu derin halk desteğinden; dış tehditlere karşı bir set ve caydırıcı güç olma doktrininden; ayrıca halk bilincinde yer etmiş “tarihsel düşmana” karşı tek gerçek denge unsuru olmasından almaktadır.
  • Siyasi liderlik (rejim): Rejim, başlangıçta kaosla mücadele ve düzeni sağlama üzerine kurulu olan “popüler meşruiyet” anlayışından, zamanla “uluslararası destek meşruiyeti” ne yönelmiştir. Bu hedef doğrultusunda üç ana hat izlemiştir:

1- İçeride: Silahlı kuvvetlerin sadakatini, askerî modernizasyon ve ekonomik nüfuz alanlarının genişletilmesi yoluyla güvence altına almak.

2- Avrupa nezdinde: Düzensiz göç dosyasında Doğu Akdeniz'in “güvenlik polisi” rolünü üstlenmek.

3- ABD nezdinde: Washington'da kabul ve destek elde etmenin ana kapısı olarak İsrail'i konumlandırmak.

  1. Davranışsal Çelişki: “Komşu” ile “Tehdit” Arasında

Mısır siyasetinde, İsrail'e yönelik olarak siyasi iktidarın pratikleri ile askerî kurumun algıları arasında dikkat çekici bir paradoks ortaya çıkmaktadır.

Taraf

Bakış Açısı ve Davranış

Siyasi Liderlik

İsrail ile ilişkilere “komşuluk” ve stratejik barış söylemi üzerinden yaklaşmaktadır. Bu tutum; Tiran ve Sanafir adalarının devriyle (İsrail'in deniz ulaşım hatlarının güvence altına alınması), Refah sınır hattının boşaltılmasıyla, savaş sürecine kadar ticari ilişkilerin rekor seviyelere çıkarılmasıyla ve askeri bir sürtüşmeden kaçınmak amacıyla insani yardımlar ile sınır dosyalarının son derece temkinli yönetilmesiyle somutlaşmıştır.

Askerî Kurum

İsrail'i hâlen “Doğu Cephesi Tehdidi” olarak sınıflandırmaktadır.
Zırhlı kara gücünü sistemli biçimde güçlendirmeye devam etmekte, deniz ve hava kuvvetlerini modernize ederek niteliksel askerî farkı azaltmayı hedeflemektedir. Washington ile imzalanan teknik/operasyonel bağımlılık anlaşmalarına (CISMOA) rağmen, askerî doktrini esas itibarıyla geleneksel askerî caydırıcılık ilkesine dayanmaya devam etmektedir.

 

3- Resmî Tutumun Analizi: “Sıfır Çatışma” Stratejisi

Görünürdeki farklılıklara rağmen, siyasi liderlik ile askerî kurum, İsrail ile ilişkilerin yönetimine dair ortak bir vizyonda buluşmaktadır. Bu vizyon dört temel sütuna dayanmaktadır:

1- Camp David'in Dokunulmazlığı: Anlaşmanın aşılması mümkün olmayan bir “kırmızı çizgi” olarak görülmesi ve sürekliliğini tehdit edebilecek her unsurun bertaraf edilmesi.

2- Çatışmadan Kaçınma: Askerî bir yüzleşmeye girilmemesi yönünde alınmış nihai bir stratejik karar; bunun yerine, gerginlikleri düşürmek amacıyla güvenlik ve ekonomik teşviklere (örneğin doğal gaz anlaşması) başvurulması.

3- Amerikan Arabuluculuğu: İsrail'in hesaplanmamış hamlelerini (zorunlu göç gibi dosyalar) sınırlayabilecek tek garanti mekanizması olarak ABD'ye dayanılması.

4- Silahlanmanın Caydırıcı Rolü: Ordunun geliştirilmesi “saldırı” amacıyla değil, İsrail'in Mısır'daki herhangi bir zafiyeti fırsata çevirerek yeni bir dayatma yaratmasını engellemek için yürütülmektedir

(temel ilke: “İsrail yalnızca güçlü olanı dikkate alır”).

Son doğal gaz anlaşması, acı bir “siyasal gerçekçilik” zincirinin yeni bir halkası olarak ortaya çıkmaktadır. Siyasal liderlik bu anlaşmayı, uluslararası düzeyde konumunu sağlamlaştırmanın ve enerji ihtiyaçlarını güvence altına almanın bir aracı olarak görürken; askerî kurum ise onu, kritik bir dönemde asimetrik bir askerî çatışmadan kaçınmak için yapılmış “zorunlu bir takas” olarak değerlendirmektedir. Bu bağlamda anlaşma, enerji güvenliğini İsrail'e bağımlı hâle getirmektedir; ancak bu durum, bağımlılığa duyulan bir tercihten değil, “zaman kazanma” ve bölgedeki kırılgan güç dengelerini muhafaza etme stratejisinin bir parçası olarak şekillenmektedir.

  1. Bölüm: Stratejik Bir İnceleme — Mısır-İsrail Doğal Gaz Entegrasyonunun Türkiye'nin Çıkarlarına Etkisi.

1- Genel Çerçeve: Sıfır Toplamlı Bir Rekabet Alanı Olarak Doğu Akdeniz

Türkiye, Doğu Akdeniz'i “Mavi Vatan” doktrini için hayati bir bölge olarak görmektedir. 2019 yılında Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nun (EMGF) kurulmasından bu yana Ankara, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs'ın kendisini “kuşatmaya” çalıştığını düşünmektedir. Mısır, forumun genel merkezine ev sahipliği yaparak bu eksenin dayanak noktası olmuştur.

2- Anlaşmanın Türkiye'nin Enerji Merkezi (Energy Hub) Olma Hedefine Etkisi

Türkiye, Doğu Akdeniz gazının Avrupa'ya taşınmasında boru hatları üzerinden tek ve vazgeçilmez bir geçiş ülkesi olmayı hedeflemektedir.

  • Etkisi: Mısır–İsrail arasında 2040'a kadar uzanan gaz anlaşması, “güney ekseni” olarak adlandırılabilecek bir modeli kurumsallaştırmaktadır (İsrail üretim – Mısır sıvılaştırma ve ihracat). Bu yapı, orta ve uzun vadede İsrail gazının ihracatı açısından Türkiye güzergâhının stratejik bir seçenek olmaktan dışlanması anlamına gelmektedir.
  • Atıf: Oxford Institute for Energy Studies tarafından yayımlanan bir raporda da belirtildiği üzere, İsrail'in Mısır ile uzun vadeli sözleşmeler imzalaması, Mısır'daki altyapıya yapılan batık maliyetler (sunk costs) nedeniyle, Türkiye üzerinden alternatif hatlar geliştirme yönündeki ekonomik teşvikleri ciddi biçimde azaltmaktadır.

 

  1. İsrail–Yunanistan–Kıbrıs Ekseni'nin Güçlenmesi ve Türkiye–Mısır Yakınlaşmasının Aşınması

Türkiye'nin, 2023'ten itibaren Mısır ile başlattığı normalleşme sürecindeki temel beklentisi; Kahire'yi, Mısır'a daha geniş deniz yetki alanları sağlayacak bir deniz sınırlandırma anlaşması karşılığında Yunanistan ve İsrail hattından uzaklaştırmaktı.

  • Stratejik gerileme: Mısır–İsrail gaz anlaşması, Kahire'nin İsrail ile organik bir ortaklığa yöneldiğini göstermektedir. Mısır ekonomisinin istikrarı—özellikle elektrik üretimi ve sanayi—artık doğrudan İsrail'in gaz üretimindeki istikrara bağlı hâle gelmiştir.
  • Türk perspektifi: Ankara'daki karar alma çevrelerine göre, Kahire ile Tel Aviv arasındaki enerji entegrasyonu, Türkiye'nin “deniz yetki alanları” kartını bir siyasi teşvik unsuru olarak kullanma kapasitesini zayıflatmaktadır. Zira Mısır'ın kısa vadeli ve acil İsrail gazına duyduğu ihtiyaç, Türkiye ile yapılabilecek olası bir deniz anlaşmasının uzun vadeli kazanımlarının önüne geçmiştir.
  1. 4. Aksa Tufanı'nın Etkisi ve Mısır Paradoksu

Savaş, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Sisi arasında İsrail uygulamalarına karşı siyasal söylem düzeyinde bir yakınlaşmayı ortaya koymuş olsa da, doğal gaz dosyasındaki jeopolitik realizm bunun tam tersine işlemiştir:

  • İsrail'in güvenliği: Bu anlaşma, Doğu Akdeniz'de İsrail'in güvenliğini pekiştirmektedir. Zira Mısır'ın ana alıcı konumunda olması, İsrail'in üretim platformlarına yönelik herhangi bir saldırının doğrudan Mısır'a zarar vermesi anlamına gelmekte; bu durum Kahire'yi, İsrail gaz sahalarının güvenliği açısından dolaylı bir bölgesel garantör rolüne itmektedir.
  • Türkiye'nin yalnızlaşması: Savaşın İsrail'i enerji alanında tecrit etmesi beklenirken, tam tersine, en büyük komşu ülkesiyle imzaladığı 15 yıllık anlaşma sayesinde İsrail'in konumu daha da sağlamlaşmıştır. Bu gelişme, Türkiye'yi Doğu Akdeniz enerji düzenlemelerine karşı çıkan neredeyse tek aktör konumunda bırakmıştır.
  1. Uzlaşma Sürecine Etkisi (Türkiye–Mısır)

Söz konusu anlaşma, Türkiye ile Mısır arasındaki normalleşme sürecinin mutlaka “çökmesine” yol açmayacaktır; ancak bu sürecin beklenti çıtasını belirgin biçimde aşağı çekecektir.

  • “Ayrışık kulvarlar” taktiği: Türkiye ve Mısır; güvenlik alanında (Libya dosyası), ekonomi alanında (ticaret hacmi) ve savunma sanayiinde (İHA/SİHA iş birliği) iş birliğini sürdürürken, enerji dosyası yapısal bir ihtilaf başlığı olarak varlığını koruyacaktır.
  • Baskı aracının kaybı: Türkiye, İsrail'i gazın kendi toprakları üzerinden taşınmasına ikna etmek için kullandığı önemli bir pazarlık kozunu kaybetmiştir; zira İsrail, Mısır'ı kalıcı ve istikrarlı bir alternatif pazar olarak güvence altına almıştır.

Sonuçlar ve Öneriler (Stratejik Perspektif)

Alan

Türkiye Üzerindeki Etki

Stratejik Sonuç

Jeopolitik

Mısır'ın enerjide “rakip eksene” geri dönmesi.

Doğu Akdeniz düzenlemelerinde Türkiye'nin nüfuzunun azaltılması.

Ekonomik

(İsrail-Türkiye-Avrupa) hattının fırsatlarının zayıflatılması.

Geçiş ücretlerinin ve “merkez” konumunun kaybı.

Güvenlik

Mısır'ın İsrail gazının korunmasında “çıkar ortaklığı”na dönüşmesi.

Türk donanmasının çatışma bölgelerinde hareket kabiliyetinin giderek zorlaşması.

 

 

Objektif Özet:

Görünüşteki siyasi yakınlaşmanın aksine, Mısır-İsrail gaz anlaşması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de “yeniden kuşatılması” anlamına gelmektedir.

Mısır, Türkiye ile ortak “jeopolitik hedefler” yerine İsrail ile “fiyat ve coğrafya gerçekçiliğini” tercih etmiştir.

Ankara açısından, bu anlaşma, yeni ortaklar araması (örneğin Libya veya Lübnan) veya bölgesel sularında büyük gaz keşiflerine yönelmesi gerektiği anlamına gelmektedir; böylece “enerji kuşatması” durumunu kırabilir.